KOMİSYON KONUŞMASI

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, burada çalışan basın emekçilerini, çay ocağından buraya kadar hizmet getirmeye çalışan her bir arkadaşımı ve tüm katılımcıları saygıyla selamlıyorum. Eğer bu ülke bugün buraya kadar gelebildiyse işçilerin, emekçilerin kemer sıkma politikalarından dolayı, onların fedakârlıklarından dolayı buraya kadar gelebildi, onlara ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Şimdi, siyasi iktidarın ekonomi pratikleri, finansal kabiliyeti ve bütçe tercihleri onun nerede ve kimin yanında durduğunun en temel göstergeleri içerisinde yer almaktadır. AKP iktidarının temsilcilerine sorarsak "Bizler kimsesizlerin yanında duruyoruz." diyecekler mutlaka çünkü yıllarca ajitasyonun ekmeğini yediler, mağduriyet hikâyelerinin konforunu yaşadılar. Tabii, söylem ve eylem arasındaki makas açıldıkça, küçük bir azınlık zenginleşip halklar yoksullaştıkça hikâyelerinin inandırıcılığı da maalesef kalmadı. Beka söylemlerinin de halkın nezdinde bir değeri kalmadı. Bunu şu şekilde ifade ediyorum: Çünkü emekliler, emekçiler, kadınlar, gençler, işçiler açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşarken her güne de ağır bir stresle başlamak zorunda bırakılıyorlar bu ülkede. Gıda fiyatları yükseldikçe, hayat pahalılığı arttıkça Van'dan Edirne'ye, Sinop'tan Antep'e ülke olarak bir yoksullaşma türbülansı içerisindeyiz hepimiz. Siyasi iktidarı bir konuda tebrik etmek istiyorum yani hakkını vermek lazım bu noktada, ilk defa bu ülkede 86 milyonu bir noktada eşitlediler, bu eşitleme de yoksullukta eşitleme, tebrik ederim sizleri ama küçük bir azınlığı bunun dışında tutmuşlar, hâlâ eşitlenmemiş, halkla eşitlenmemiş küçük bir azınlık mevcut. Bu nedenle, fon krizinde de görüldüğü üzere birileri paradan 21 bin kat kazanırken halkın kendisi elindeki ufak tefek parayı da kaybetmeye mahkûm bırakılmış durumda. Fon krizinin ülke ekonomisine doğrudan maliyetinin 20 ila 30 milyar dolar olduğu, buna Borsa İstanbul üzerindeki değer kayıpları ve dolaylı etkileri de eklendiğinde 100 milyar doları bulduğu belirtiliyor. Mağdur yurttaşların sayısının da fazlasıyla yüksek olduğu rakamlarla da ortada. Genel ekonomik kayba bakıldığında, aslında bu fatura 86 milyona kesilmiş bir fatura olarak karşımızda durmakta. Tarlasında çalışan Ayşe teyzenin, merasında koyun otlatan Şivan amcanın, tezgâhında duran Daron'un, fabrikada çalışan Fatma'nın bir dahli yok, hatta bu işten belki haberleri bile yok ama fatura onlara kesilmiş durumda. Fon krizinde mağdur sayısının yüksek olması çok doğal çünkü insanlar normal kazançlarıyla gelecek kuramıyor; bu nedenle oradan buradan kısıp döviz alıyor, altın alıyor veya parasını borsada değerlendirmek istiyor. Siyasi iktidar da şunu ifade etmişti: "Yastıkaltı altınlarınızı çıkarın, TL'ye geçin, ülkece kazanalım." demişti. Bazı fon mağduru yurttaşlar da birikimlerini TL'ye çevirdiler çünkü devletin söylemine, hükûmetin söylemine güvendiler; kimisi de parasını enflasyondan korumak için 200 bin lirasını fona yatırdığını ifade etmekte. Sayın Bakan, yurttaşın 200 bin lirası on bir yıl önce sizin ifade ettiğiniz gibi çerez parası olabilir ama bunu bir de sosyoekonomik endekslerde son kademede yer alan Batmanlı hemşehrilerinize sorarsanız size bununla ilgili daha net bir cevap vereceklerdir. Fon krizi patlamadan önce göstere göstere gelip kapıya dayanmış, borsadaki anomali aylar öncesinden biliniyordu ama ya isteyerek ya da istemeden buna seyirci kalınmış. Dolayısıyla mesele sadece AKP içerisindeki fondaş bakan veya kişiler değil, sorun aslında büyük oranda yapısal bir sorun. Sorunun kaynağı kurumların özerkliklerinin yok edilerek çökertilmiş olması bu süre içerisinde.

Ekonomi politik tercihlerin ağır bedelini ödeyen kesimlerin başında şüphesiz ki biz kadınlar geliyoruz. Bugün ülkenin yarısını oluşturan kadınlar sadece fiziksel şiddetle karşı karşıya değil, bunun ekonomik şiddet boyutu da fazlasıyla bizler tarafından yaşanmakta. Kadını özgür ve özgün bir birey olarak görmek yerine onu sadece aile parantezine alıp hem ev içi emeğini görmeyen hem de çalıştığında emeğini değersizleştiren bir düzenle karşı karşıyayız. Bu nedenle kadın yoksulluğu ve işsizliği söz konusu olduğunda bunu 2'yle çarpmak gerekiyor. DİSK-AR'ın 2026 Kadın Emeği ve Ücret Araştırması ve Asgari Ücret 2026 Raporu da tespitlerimizi doğruluyor. Kayıtlı çalışan yaklaşık 7,6 milyon kadının yüzde 60,1'i asgari ücret veya asgari ücretin hemen altındaki ücretlere mahkûm edilmiş durumda. Yine DİSK-AR'ın güncel çalışmalarına göre geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 40,4'e yükseldi. Bu veri neredeyse her iki kadından 1'inin işsiz olduğunu net bir şekilde ortaya koymakta. İster geniş, ister dar tanımlı olsun fark etmiyor, her hâlükârda kadın işsizliği hemen hemen erkek işsizliğinin 2 katına tekabül ediyor bu ülkede. Ekmek ve Gül'ün 15 ilde 2.800 kadınla yaptığı "Türkiye'de Kadın Yoksulluğu Panoraması" başlıklı araştırma durumun ne kadar vahim olduğunu da daha net bir şekilde gözler önüne seriyor. Yine bu çalışmada ücret eşitsizliği, güvencesiz ve kayıt dışı çalışmanın vardığı boyut, esnek istihdam ve bakım yükünün kadınlar üzerindeki etkisi açıkça ortaya konulmuş durumda. Buna göre kadınların yüzde 88'i yoksulluk sınırının altında bir hane geliriyle yaşarken kadınların bir bölümü de açlık sınırının altında bir kazançla geçinmeye çalışıyor. Dolayısıyla kadın yoksulluğu öyle derin ve geniş ki birçok kadın asgari yaşam ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanıyor bu ülkede. Raporda da belirtildiği üzere, kadınların yüzde 46'sı iş bulmada eşitsizlikle karşılaştığını belirtirken yüzde 44,2'si düşük ücretlere mahkûm edilmiş durumda. Bu tablo Dünya Ekonomik Forumu'nun yayınladığı 2025 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu'nda Türkiye'yi 148 ülke arasında 135'inci sıraya oturtmuş durumda. Yine rapor Türkiye'nin 2024 yılına göre gerilediğini ortaya koyarken kadınların iş gücüne katılımının sınırlı olduğunu da göstermekte. Dolayısıyla siyasi iktidar kadınlara yönelik sürdürdüğü negatif politikalarla artık bir zahmet yüzleşsin. Kadınları gören bir yerden politikalar üretilmeli, adaletli gelir dağılımı sağlanmalıdır; kadınlara yönelik yeni bir ücret politikası belirlenmeli, yoksulluk sınırının altındaki gelirler için vergi muafiyeti sağlanmalıdır. Çünkü kadın sadece bakım ve ev işleriyle sınırlandırılmayacak ölçüde eşit bir yaşamın parçasıdır, öznesidir ve bire bir inşacısıdır.

Sayın Bakan, değerli hazırun; Kürt halkının tarihsel coğrafyasından bahsettiğimizde kendini ülkenin efendisi sanan bazı kesimler "Kürdistan neresi?" diye soruyorlar. Şimdi ben bu iki haritayı size göstereyim, burada da Kürdistan var, haritayı çevirdiğimde de Kürdistan var ve sosyoekonomik endeksin hazırladığı bütün haritalara bakalım, bütün haritalarda Kürdistan zaten bizzat bu devletin yüzyıllık politikaları sonucunda çizilmiş, net bir şekilde ortaya konulmuş bir harita olarak karşımızda duruyor. Bu haritaya baktığınızda Kürdistan'ın neresi olduğunu sizler benden daha iyi bir şekilde göreceksiniz.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Göremiyoruz, biz göremiyoruz.

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Bunu sadece... Bunu sadece...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Biz öyle bir şey göremiyoruz...

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Bunu sadece ben söylemiyorum. Bakın, sizlerin TÜİK verisi de söylüyor...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Biz orada Türkiye haritası görüyoruz.

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - ...SGK ve BDDK verileri de söylüyor.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Böyle bir süreci bu şekilde...

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Bunu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yayınladığı 2025 yılı illerin...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Böyle ayrılıkçı, böyle bölücü konuşmayı size hiç yakıştıramadım. Bugünkü Türkiye'nin konjonktürüne böyle ayrılıkçı...

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - ...illerin ve bölgelerin sosyoekonomik gelişmişlik araştırmasındaki haritalar da gösteriyor. SEGE araştırmalarına bakıldığında sağlık, eğitim, istihdam...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Orada biz Türkiye haritası görüyoruz, Türkiye!

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - ...yaşam kalitesi gibi başlıklarda ekseriyeti Kürt olan son 16 şehre bakın...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - 86 milyon...

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - ...neresi olduğunu çok iyi anlayacaksınız...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Türküyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla Türkiye haritası görüyoruz.

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - ...Sayın Nilgün Ök.

On yıllarca süren güvenlikçi politikalar, bilinçli geri bıraktırma yaklaşımı ve eşitsiz yatırım anlayışı...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Ayıp ediyorsunuz, ayıp ediyorsunuz...

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - ...bölgemizde işsizliği ve yoksulluğu derinleştirdi. Sizin hazırladığınız haritalar; buyurun, detaylı bir şekilde inceleyebilirsiniz.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Hiç kimse sizin gibi düşünmüyor, herkes sağduyulu, herkes elini taşın altına koyuyor.

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Dolayısıyla Kürt meselesinde çözümsüzlük bölgesel kalkınmayı engellerken ülke ekonomisine maliyetinin 2,5 trilyon dolar olduğunu söyleyen de var, 3 trilyon dolar olduğunu söyleyen de var, 4 trilyon dolar olduğunu söyleyen de var. Her şeye rağmen Kürt meselesinde hiç olmadığı kadar demokratik ve barışçıl bir çözüme yakınız. Barış ve demokratik toplum sürecinde Hakkâri'den İzmir'e herkes buna sahip çıkmalı, hep birlikte 86 milyon olarak kazanabiliriz. Bunun için de Hazine ve Maliye Bakanlığına da önemli görevler düşüyor. Hazine yani beytülmal neden beytülsulh olmasın. Buna karşı, Sayın Şimşek savaş bütçesinin yüzde 229 arttırılacağını ifade etti. Sayın Bakan, Türkiye halklarının savaş bütçesine değil, barış bütçesine ihtiyacı var. Biliyoruz ki barış bir mücadele gerektirir, barış mücadeleyle inşa edilir.

HÜSEYİN ALTINSOY (Aksaray) - Böyle mi barış olacak?

GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Bu nedenle, DEM PARTİ olarak ekmek, barış ve adalet kampanyası başlattık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)