| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 06 .11.2026 |
MEHMET KARAMAN (Samsun) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli Komisyon üyeleri, Sayın Bakan ve kıymetli bürokrat arkadaşlarım; sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Kültür ve Turizm Bakanlığımızın 2027 yılı bütçesini görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz ancak ben bugün konuşmamda turizm başlığına girmeden yalnızca kültür politikaları üzerinde durmak istiyorum çünkü kültür bir milletin hafızasıdır; kültür, dilimiz, tarihimiz, edebiyatımız, sanatımız, inancımız, aile yapımız, ahlaki değerlerimiz ve gelecek nesillere bıraktığımız ortak bir mirasımızdır. Millî görüş olarak yıllardır söylediğimiz bir ilke vardır: Önce ahlak ve maneviyat çünkü ahlak kültürün temelidir, ahlakın zayıfladığı yerde kültürün taşıyıcı unsurları da zayıflar. Bir toplumun kültürünü korumak, yalnızca tarihî eserlerini restore etmek veya kültürel etkinlikler düzenlemek değildir; o toplumun aile yapısını, çocuklarını, dilini, değerlerini ve toplumsal hafızasını korumaktır.
Sayın Bakan, bugün ülkemizde üzerinde hassasiyetle durmamız gereken meselelerden biri aile kurumunun yıpranmasıdır. RTÜK raporunun başında Cumhurbaşkanımızın bir sözü var. "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ilan edilen Aile ve Nüfus On Yılı kapsamında..." diye başlamışsınız. Teşekkür ediyoruz, biraz geç kalmadınız mı yirmi beş yıl oldu? Bir on yıl daha devam edecek bu, 2036'ya kadar mı bu aile mefhumunu koruyacağız? Aile, çocuğun ilk eğitim yuvası, sevgi ve güven ortamı, karakterinin şekillendiği ilk okuldur. Ailenin zayıflaması yalnızca iki yetişkin arasında ilişkinin bozulması anlamına gelmez, doğrudan çocukların geleceğini de etkiler. Anne ve babanın olmadığı, aile bağlarının koptuğu, sevgi ve güven duygusunun zayıfladığı ortamlarda yetişen çocukların yaşadığı sorunları yalnızca sosyal yardım politikalarıyla çözmemiz mümkün değildir. Çocuklarımızın aile ortamında büyümesini destekleyen, onları kültürel ve ahlaki değerlerle buluşturan bir toplumsal iklime ihtiyaç vardır. Peki, bu iklimi oluşturmak için kültür politikalarımız ne yapıyor? Televizyonlarımızda, dijital platformlarda ve sosyal medyada çocuklarımızın karşısına çıkan içeriklerin ne kadarı aileyi, merhameti, sorumluluğu, dürüstlüğü, fedakârlığı ve dayanışmayı anlatıyor? Ne kadarı şiddeti, intikamı, ihaneti, çarpık ilişkileri ve güç mücadelesini sıradanlaştırıyor. Elbette sanatın ve sinemanın özgürlüğünü savunuyoruz, her yapımın tek tip bir anlayışla hazırlanmasını da istemiyoruz ancak özgürlük topluma ve özellikle çocuklara karşı sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kültür politikası aile yapımızla uyumlu, nitelikli, özgün ve eğitici içeriklerin üretilmesini teşvik etmelidir. Bugün televizyon dizileri ve sosyal medya toplumun davranış kalıplarını etkileyebilen güçlü mecralardır fakat kültürümüzü bu mecralar üzerinden güçlendirmemiz gerekirken denetimsiz ve kontrolsüz içerikler, şiddeti ve yozlaşmayı öne çıkaran anlatılar ve yapay biçimde oluşturulan idoller üzerinden kültürel aşınmaya zemin hazırlayan bir tabloyla karşı karşıyayız.
RTÜK'ün görevini de burada konuşmamız gerekiyor. RTÜK yalnızca yayın ihlali gerçekleştiren sonra ceza veren bir kurum olarak görülmemelidir. Çocukların korunması, aile değerlerinin gözetilmesi, yayın ilkelerinin tutarlı biçimde uygulanması ve dijital yayın ortamlarının denetlenmesi konusunda etkin bir sorumluluk üstlenmelidir. Özellikle sabah kuşaklarında çıkan ahlaksız ve çarpık ilişkilerle dolu programlar toplumun ahlaki ve kültürel yapısına zarar vermektedir. Bu tür programlar aile kurumunu zedeleyen, mahremiyeti sıradanlaştıran, sadakatsizliği ve ahlaki yozlaşmayı âdeta normalleştiren bir anlayışı ekranlara taşımaktadır. Toplumun değerlerini koruması gereken televizyon yayıncılığı ne yazık ki bazı programlar aracılığıyla aile yapısını aşındıran ve nesillerimizin ahlaki gelişimini olumsuz etkileyen bir mecraya dönüşmektedir. Bu nedenle, RTÜK denetimleri etkinleştirilmeli, yayın ilkelerine aykırı içeriklere karşı gerekli yaptırımlar uygulanmalı ve aile yapımızı millî ve manevi değerlerimizi güçlendiren nitelikli yayınlarının teşvik edilmesi sağlanmalıdır. RTÜK'ün açıkladığı verilere göre 2024 yılında iletişim merkezine 31.532 başvuru yapılmış, başvuruların yaklaşık üçte 1'i genel ahlak, manevi değerler ve ailenin korunmasıyla ilgili olmuştur. Bu tablo, toplumun, yayın içerikleri konusunda ciddi bir beklenti ve rahatsızlık taşıdığını göstermektedir.
Burada sormak istiyorum: Denetim mekanizmaları neden toplumun beklentilerini karşılayacak ölçüde etkili, sürekli ve öngörülebilir biçimde işletilemiyor? Yaptırımlar neden yayıncılık sektöründe kalıcı bir kalite ve sorumluluk anlayışı oluşturamıyor? Çocuklarımızın korunması için yalnızca şikâyet mekanizmasına mı güveneceğiz?
Bazı TV dizilerinde, film yapımlarında mafya, siyaset, bürokrasi ve devlet ilişkilerinin ele alınış biçimini doğru bulmuyoruz. Bu yapımların kurgu olduğunu elbette biliyoruz ancak kurgu toplumda gerçekliğe ilişkin algı oluşturmaktadır. Devletin kurumlarını, istihbarat teşkilatını ve kamu görevlilerini sürekli karanlık ilişkiler, gizli hesaplaşmalar ve çatışmalar üzerinden anlatmak devlet ciddiyeti ve kamu hizmeti konusunda toplumda yanlış algılar oluşturabilir. Güvenlik mensuplarının birbiriyle çatışma içerisinde, birbirini tasfiye eden veya kişisel hesaplaşmalar yürüten karakterler olarak gösterilmesini de doğru bulmuyoruz. İstihbarat teşkilatları devletin güvenliği için görev yapan kurumlardır. Bu kurumların gerçek görevlerinin fedakârlıkları ve mesleki sorumlulukları yerine dizilerde çatışma ve entrika üzerinden temsil edilmesi kültürel açılan sorgulanmalıdır.
Kültür politikalarımız gerçek olaylardan beslenen yapımlarda araştırma, sorumluluk ve kamu yararı ilkelerini teşvik etmelidir. Kültür Bakanlığının görevi yalnızca mevcut kültürel eserleri korumak değil, devletin kültürünü de inşa etmektir. Öyleyse neden aileyi güçlendiren, çocuklara kitap sevgisi kazandıran, tarih bilinci oluşturan, bilim ve sanatla buluşturan yapımların üretimine daha güçlü destek verilmiyor? Neden ekranlarımızda iyiliği, dürüstlüğü, emeği, merhameti, vefayı ve toplumsal dayanışmayı merkeze alan yapımların sayısını artıracak kapsamlı bir teşvik politikası oluşturulmuyor?
Bir diğer önemli konu da okuma kültürüdür. Bir milletin kültürel gelişmişliği yalnızca sahip olduğu tarihî eserlerle değil, okuyan, araştıran, sorgulayan ve düşünen nesiller yetiştirmesiyle ölçülür. Kütüphanelerimiz kitap alımları, yayın destekleri, çocuk ve gençlik edebiyatı, yerli yazarların teşviki ve kırsal bölgelerde kitap erişimi kültür bütçesinin temel öncelikleri arasında olmalıdır. Bakanlığın kaynaklarının ne kadarının doğrudan okuma alışkanlığını geliştirmeye, kitap erişimini artırmaya ve kütüphaneleri güçlendirmeye ayrıldığını açıkça görmek istiyoruz. Bütçede kültürel etkinliklere ve tanıtıma kaynaklar ayrılırken kitap ve kütüphane politikalarının geri planda kalmaması kabul edilemez. Okumayan bir toplumun kültürel hafızasını koruması ve geliştirmesi mümkün değildir. Sayın Bakanımıza şu soruları yöneltmek istiyorum: Çocuk ve gençlerin okuma alışkanlığını geliştirmek için ülke çapında hangi somut programlar yürütülecektir? Aile yapısını, millî ve manevi değerleri, çocukların sağlıklı gelişimini destekleyen yerli yapımlar için teşvikler var mıdır? Varsa yeterli midir, yeterli değilse bu alanda nasıl bir çalışmayı öngörüyorsunuz? RTÜK ile Bakanlığınız arasında yayın içeriklerinin niteliğini geliştirmek ve aile dostu yapımları artırmak amacıyla hangi somut iş birliği mekanizmaları bulunmaktadır? Dijital platformlarda çocukları zararlı içeriklerden korumak ve kültürel değerlerimizi yaşatmak için hangi politikalar uygulanacaktır? Bakanlığın merkezi yönetim bütçesi içindeki payı yaklaşık 0,37'den 0,35'e gerilemektedir. Bu gerilemeye rağmen kültür ve turizm politikalarının hedeflerine ulaşılması nasıl sağlanacaktır? 2025 yılında sermaye giderlerinde gerçekleşme yüzde 79,8, kütüphane yatırımlarında yaklaşık yüzde 2 düzeyinde kalmıştır. 2027 teklifindeki yüzde 25,9'luk sermaye payının kullanılabilmesi için hangi proje ve uygulama kapasitesi önemli öngörülmektedir? Sayıştay B2 bulgusunda belirtilen 0 hasılat beyanlı tesisler için turizm payı usul ve esasları ne zaman çıkarılacak, tahsil edilemeyen payın tutarı nedir? DÖSİMM aracılığıyla finanse edilen Türkiye Kültür Yolu Festivali harcamalarının 2,41 milyar ihaleye, hak ediş ve denetim süreçleri nasıldır? Bu tür harcamaların Bütçe Kanunu sürecinde öngörülmesi planlanmakta mıdır? TİKA ve Yurt Dışı Türkler Başkanlığı üzerinden yurt dışına aktarılan 9.18 milyar Türk liralık kaynağın alıcı kuruluş, ülke ve amaç bazında dağılımı kamuoyuyla paylaşılacak mıdır? Yunus Emre Vakfında karşılıksız aktarıldığı belirtilen tutarların geri alınması için hangi işlemler yapılmıştır? Bizim itirazımız sanata, sinemaya, televizyona veya dijital dünyaya değildir. Bizim itirazımız, kültürün yalnızca reytinge, tüketime ve ticari kazınca indirgenmemesidir. Kültür, insan yetiştirme meselesidir. Aileyi güçlendirmeyen, çocuğu korumayan, okumayı teşvik etmeyen, ahlakı ve maneviyatı dikkate almayan bir kültür politikası kabul edilemez.