KOMİSYON KONUŞMASI

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli basın emekçileri, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.

Şimdi, Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesini incelerken şu soruları sormamak mümkün değil Sayın Bakan: Bu bütçe kimin kültürünü koruyor, kimin turizmini büyütüyor, kimin refahına hizmet ediyor? Birlikte bakalım. "Kültür" dediğimiz şey tarihî yapılardan ibaret değil; bir halkın dili, inancı, müziği, mutfağı, hafızası ve yaşam biçimi aynı zamanda. Aynı şekilde, turizm de ülkeye döviz kazandırmaya indirgenemez; o kültürü yaşatan insanlara, kentlere, emekçilere değer veren bir turizm anlayışı gerekir ancak önümüzdeki bütçede ne yazık ki böyle bir yaklaşım göremiyoruz. Bakanlık bütçesinin genel bütçe içerisindeki payı yüzde 0,34'ten yüzde 0,32'ye düşmüş. Bu bir yana, esas mesele bütçeden aldığınız paydaki düşüş değil, esas mesele bu bütçenin harcama dağılımının nasıl yapıldığı. Bütçenin yüzde 34,3'ü cari transferlere, yüzde 26'sı turizm yatırımlarına ayrılırken doğrudan kültürel üretim ve sanatsal faaliyetlere ayrılan kaynak yalnızca yüzde 4,1 düzeyinde kalmış yani kültürün kendisini üreten sanatçıya, yazara, tiyatrocuya, sinemacıya, kültür emekçisine ayrılan kaynak çok görülmüş. Oysa kültür 21'inci yüzyılda yani bu çağda ülkenin uluslararası alandaki en stratejik yumuşak gücüdür. Güney Kore örneğine bakalım: 1990'lı yıllarda tek bir Hollywood filmiyle yani Jurassic Park, hepimiz izledik, elde ettiği gelirin tam 1,5 milyon Hyundai otomobil ihracatına denk olduğunu görüyorlar ve kültürü ulusal stratejik sanayi ilan ediyorlar. Kültür Bakanlığı bütçesini yüzde 2 seviyesine çıkararak bağımsız sanatsal üretime, sinemaya, müziğe ve dijital içeriklere devlet desteği sağlıyorlar. Neticesinde, tüm dünyayı saran Kore dalgasıyla küresel bir çekim gücü yarattılar.

Türkiye ise kültür diplomasisine ve sanatsal üretime stratejik devlet desteğini sunmak yerine bütçeyi kırıntılara mahkûm etti. Bağımsız sanatsal üretim sansürleniyor, baskılanıyor. Anadolu ve Mezopotamya kültürüne kendi çok dilli mirasına ve özgür sanatçısına kaynak ayırmayan dar bir anlayış ülke için bir stratejik yumuşak gücü kendi eliyle zayıflatıyor. Kamusal kültür yerine sermayeyi, kültürel çeşitlilik yerine ne yazık ki tekçi anlayışı, yerel değerler yerine rant odaklı turizmi büyüten bir bütçeyle ancak bu kadar oluyor Sayın Bakan.

Şimdi, bu bütçeye vekili olduğum ilden, Diyarbakır'dan ya da tarihten bu yana anıldığı ismiyle Amed'den, Amed penceresinden bakalım. Binlerce yıllık kent yaklaşımının kesintisiz sürdüğü, eşsiz bir tarih ve kültür merkezinden söz ediyoruz. Kentte 1.257 tescilli kültür varlığı bulunuyor. Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Ulu Cami, On Gözlü Köprü, Dört Ayaklı Minare, Behram Paşa Camisi, Hasan Paşa Hanı ve daha nice tarihî yapı, kiliseler bu kentin çok kültürlü geçmişinin yaşayan tanıkları âdeta. Kilisesiyle, camisiyle, hanıyla, çarşısıyla, el sanatlarıyla, "dengbej"leriyle, mutfağıyla ve çok dilli toplumsal yaşamıyla insanlığın ortak hafızası ve ne yazık ki Diyarbakır'ın tarihsel ve kültürel zenginliği Bakanlığın bütçe ve yatırım tercihlerinde hak ettiği yeri bulamıyor, hak ettiği karşılığı da bulamıyor.

Yeri gelmişken, Diyarbakır'ın Ermeni hafızasının önemli isimlerinden, yaşamı köklerini, tarihini, kimliğini bulmaya adayan Surp Giragos Kilisesinin emekçisi ve Agos gazetesinin çalışanı Armen Demirciyan yaşamını yitirdi, bugün Lice'de toprağa verilecek. Kendisini saygı ve sevgiyle anıyorum ve Ermeni cemaatine ve Diyarbakırlı hemşehrilerine başsağlığı diliyorum.

Şimdi, en çarpıcı örneklerden biri Diyarbakır Surları Sayın Bakan. Suriçi'nde yıllardır süren yetki karmaşası, denetim eksikliği ve kaçak yapılaşmayla kültürel doku zaten erozyona uğradı. Hevsel Bahçeleri'nin korunması, Dicle Vadisi, Dicle Nehri'nin kıyı tahribatının önlenmesi ve tarihî dokunun bütünlüklü biçimde yaşatılması konusunda hâlâ ciddi sorunlar yaşıyoruz. Kentin en önemli simgesi olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan bu eşsiz yapının restorasyonu için yeterli bir kaynak yok mu gerçekten Sayın Bakan?

Turizmde büyüme hedeflerinden milyarlarca dolarlık gelir beklentilerinden söz ediyorsunuz ancak bu büyümenin güvenlik, çevre ve kamu yararı boyutlarını asla hesaba katmıyorsunuz. Denetimleriniz yetersiz. Sayıştayın 2025 yılı denetim raporlarında ortaya çıktı ki bazı turizm tesisleri yıllardır yerinde denetlenmemiş; konaklama kaydı bulunmasına rağmen sıfır veya sıfıra yakın hasılat bildiren işletmelere gerekli yaptırımlar uygulanmamış. Bu denetimsizlik sürekli canımızı yakıyor. Tatile gittikleri yerlerde önlenebilir kazalarda insanlar yaşamını yitiriyor. Daha Kartalkaya'nın hesabı verilmemişken şimdi de Göreme'de çöken peribacasını konuşuyoruz. Kapadokya'nın eşsiz, doğal ve kültürel mirasının plansız yapılaşma ve denetimsiz müdahaleler nedeniyle büyük risk altında olduğunu uzmanlar bu kazadan önce söylüyordu. Uyarılara rağmen, doğal ve arkeolojik sit alanlarında kâr hırsıyla ticari alanlar genişletildi, bu talana göz yumuldu. Sayın Bakan, doğal ve kültürel mirasın korunmasını isteyenleri susturmak, bilim insanlarının uyarılarını görmezden gelmek ve yaşanan sorunları sıradanlaştırmak çözüm üretmiyor. Yönetmen Bingöl Elmas, Kapadokya'daki tahribatı ve yerel direnişi konu alan Şiirli Oda'nın İzinde adlı belgesel çekiyor. Başta bu proje Bakanlığın desteği kapsamında ama filmi politik bulduğunuz için 170 bin liralık yapım desteğini faiziyle geri istemişsiniz. Bingöl Elmas'ın çalışmasını cezalandıracağınıza, anlattığı tahribata karşı önlem alsaydınız Göreme'de 3 kişi hayatını yitirmeyecekti belki.

Son olarak emekçilere dikkat çekmek istiyorum. Bakanlık 2024-2028 Stratejik Planı'nda 60-70 milyar dolarlık turizm geliri hedeflerinden söz söz ediliyor ancak bu geliri üreten işçiler aynı stratejik planın neresinde? Otellerde çalışan işçiler, mutfak emekçileri, komiler, kat görevlileri, temizlik personeli ve sezonluk çalışanlar olmadan turizm nasıl ayakta kalacak? Özellikle Diyarbakır başta olmak üzere, bölge kentlerinden Ege ve Akdeniz'e çalışmaya giden mevsimlik Kürt işçileri son derece ağır şartlarda çalışıyor ve üstüne ırkçılık ve ayrımcılıkla karşılaşıyorlar. Mevsimlik turizm emekçileri yüksek kiralarla, sağlıksız lojmanlarla, uzun çalışma saatleri ve güvencesizlikle karşı karşıya. Günde on dört saate varan çalışma süreleri, düşük ücretler ve ağır çalışma koşulları turizm sektörünün görünmeyen yüzünü oluşturuyor. Üstelik sezon sona erdiğinde birçok işçinin sözleşmesi feshedilmek yerine askıya alınıyor, dolayısıyla emekçiler işsizlik ödeneğinden de faydalanamıyor. Turizm emekçilerinin yaşadığı sorunlarla ilgili yakın zamandaki bir tanıklığımdan bahsetmek istiyorum. Bodrum'da bir otelde çalışan Diyarbakırlı bir genç danışmanıma ulaştı. Çalıştığı otelde kullandığı araçla ciddi bir kaza geçirmiş, çalışamaz duruma gelmiş. Çalıştığı otel iş kazası olduğu için tazminat ödemeyi kabul etmiş ancak işine son vermiş. Ancak parasını ödemeyi geciktirdiği için "Lojmanda kalamazsın." demişler. Şimdi, bodrumda nerede kalacak, memleketine dönse nasıl dönecek? Bir an önce tedavi görmesi gerekiyor ama tazminatı ödenmiyor. Bize ulaştı ve destek istedi. Bunu sağladık ancak turizm emekçilerinin sorunları bireysel inisiyatiflerle ele alınamaz. Bu konuda sorumluluk sizde Sayın Bakan. Turizm gelirleri artarken işçinin yaşam koşulları neden iyileşmiyor? Milyarlarca dolar kazanan sektörün emekçileri neden güvencesiz çalışıyor? Turizmden elde edilen kazanç büyürken bu kazancı üreten emekçilerin payı neden küçülüyor? Bir de tabii, devlet tiyatrolarında çalışan oyuncular ulaştılar bize. Oyun bazlı çalıştırılan 300-350 civarında oyuncunun hakları var. Talepleri on iki ay düzenli gelir ve güvenceli istihdam. Oyuncuların, turizm işçilerinin adil, insanca yaşayabileceği ücretleri, güvenceli çalışma koşullarını, barınma hakkını ve sendikal örgütlenme özgürlüğünü güvence altına almak zorundasınız Sayın Bakan.

Diyarbakır'ın surlarını korumak, Hevsel Bahçeleri'ni yaşatmak, çok dilli ve çok inançlı kültürel mirasa sahip çıkmak, turizm işçilerinin, oyuncuların haklarını güvence altına almak birbirinden ayrı meseleler değildir. Bunların tamamı kamusal sorumluluğumuzun bir parçasıdır. Kültür herkesindir, tarih herkesindir, doğa herkesindir, turizmden doğan refah, onu üreten emekçilerin de hakkıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.