| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 06 .11.2026 |
GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, bakan yardımcıları, bürokratlar ve değerli Komisyon üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ayırımcılık din, inanç, ırk ve kimlik gibi farklı alanlarda ortaya çıkan, hemen her ülkenin karşı karşıya olduğu temel toplumsal sorunlardan biridir. Bazı ülkeler bu sorunla yüzleşme cesaretini göstermişken Türkiye'de ise çoğu zaman inkâr edilmektedir. Türkiye'de ayrımcılığın en yaygın biçimde karşılaşıldığı alanlardan biri din ve inanç temelli ayrımcılıktır. Özellikle toplumun çoğunluğundan farklı dinî ve inançsal kimliklere sahip gruplar bu alanda çeşitli ayırımcılık biçimleriyle karşı karşıya kalmaktadır; Hristiyanlar, Aleviler, Ezidiler bu gruplarının başında gelmektedir. Anayasa’nın 10'uncu maddesi kanun önünde eşitliği, 24'üncü maddesi din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Lozan Antlaşması'nın azınlıkların korunmasına ilişkin hükümleri de Ermeni, Rum ve Süryanilerin dinî ve kültürel haklarını güvence altına almaktadır; buna rağmen bu haklar pratikte çoğu kez kâğıt üzerinde kalmaktadır. Ne dinî haklar tam anlamıyla tanınmış ne de ibadet yerleri ile tarihî ve kültürel yapılar gerektiği gibi korunmuştur. Türkiye'nin dört bir yanında Ermeni, Rum ve Süryani halklarının tarihsel mirası olan binlerce kilise ve manastır bakımsızlık ve tahribat nedeniyle yıkıldı. Bir o kadarı da bugün yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bazıları da müzeye dönüştürülerek el konuldu. Bunlardan biri Mardin merkezde bulunan Süryani Katolik patrikhane binasıdır. "Mardin Müzesi" olarak bilinen Süryani Katolik patrikhane binası 1989 yılına kadar Süryani Katolik Vakfına ait iken bu tarihten sonra müzeye dönüştürüldü. Bu yılın başlarında Süryani Katolik Vakfına devredileceği söylendi ama maalesef bugüne kadar devredilmiş değildir.
Özel mülkiyete geçmiş olup satılığa çıkarılan kiliseler var. Artuklu ilçesinde bin yedi yüz yıllık geçmişe sahip Mor Yuhanna Kilisesi tapusunun elinde bulunduğunu iddia eden bir kişi tarafından defalarca internet sitelerinde satışa çıkarılmıştır. Kilise ve manastırların korunmasını, restore edilmesini beklerken ne yazık ki bazı mevcut yapılarla ilgili çeşitli sorunlar çıkarılmaktadır. Bunun örneklerinden biri Şırnak'ın İdil ilçesinde bulunan Meryem Ana Kilisesidir. Kilise bünyesinde inşa edilen misafirhane binasına geçtiğimiz aylarda İdil Belediyesi tarafından 1 milyon 200 bin lira para cezası kesilmiştir. Buna karşı açılan dava sonucunda mahkeme şimdilik yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Bakanlık tarafından az da olsa restorasyonu yapılan veya hâlâ restorasyonu devam eden bazı kilise ve manastırlar da yok değil. Bunlardan biri Batman'ın Beşiri ilçesinde bulunan Mor Kuryakus Manastırıdır ancak bu kilise hâlâ Süryani Vakfına devredilmiş değildir.
Azınlık vakıflarının seçimleriyle ilgili hâlâ devam eden sorunlar var. Bildiğiniz üzere seçimleri düzenleyen yönetmelik 2013 tarihinde iptal edilmişti ve azınlık toplumları 2022'ye kadar, yaklaşık on yıl boyunca vakıf yönetim kurulu seçimlerini yapamamaktaydı. Hâlihazırda özellikle Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfında yıllardır seçim yapılamamaktadır. Aynı şekilde İstanbul'daki Balıklı Rum Hastanesinin vakıf seçimleri otuz altı yıldır yapılamıyor. Gerekçe ise azınlık vakıfları hastaneleri için yönetmeliğinin olmaması. Bu vakıfların seçimlerinin gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.
Öte yandan, İstanbul dışında vakıf statüsü bulunmayan kiliselerin ve Ermeni mezarlıklarının durumu ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Ankara'nın merkezinde bulunan Ermeni mezarlığının üzerine TOKİ tarafından yapılaşmaya gidilmesi ve Sincan Zir Vadisi'ndeki Ermeni mezarlığının mevcut durumu bu sorunların somut örnekleridir.
Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri; iktidar temsilcileri sık sık tarihî mirasa sahip çıkmaktan, restorasyon çalışmalarından ve kültürel mirastan söz ediyor. Bakanlığın görev tanımında "millî, manevi, tarihî, kültürel ve turistik değerleri araştırmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak, değerlendirmek, yaymak, tanıtmak, benimsetmek ve bu suretle millî bütünlüğün güçlenmesine ve ekonomik gelişmeye katkıda bulunmak" denilmektedir ancak genel olarak Bakanlığın bu görev ve sorumluluğunu yerine getirmediğini, tüm kültürel varlıklara ve dinî inançlara eşit bir şekilde yaklaştığını söylemek mümkün değildir. Sayın Bakanın bugünkü sunumunda en az 20 kere "Türk" kelimesi geçerken bu coğrafyanın kadim kimlikleri olan Kürt, Ermeni, Rum, Süryani, Laz, Çerkez, Arap ve Yahudi gibi halkların kültürel varlıklarından bahsetmemektedir. Kilise ve manastırlar bu ülkenin tarihî mirası değil midir, neden bunlara yeterince sahip çıkılmamaktadır, neden camilerin restorasyonu devletin doğal ve sürekli bir görevi olarak görülürken Hristiyanların ibadethanelerinin korunması çoğu zaman sınırlı projelere veya kendi imkânlarına bırakılıyor. Türkiye'nin tarihsel ve kültürel mirası yalnızca Türklerin ve Müslümanların geçmişinden ibaret değildir. Bu topraklarda bin yıllardır yaşamış farklı halkların, dinlerin ve medeniyetlerin bıraktığı eserler de bu ülkenin ortak mirasıdır. Devletin tüm dinî grupların ve inanç gruplarının ibadethanelerini eşit biçimde koruması ve bu konuda ayrım gözetmeyen bir politika benimsemesi gerekmektedir. Başta Süryani Katolik patriklik binası ve Batman'da bulunan Mor Kuryakus Kiliseleri olmak üzere Ermeni, Rum ve Süryanilere ait el konulmuş kilise ve manastırlar iade edilmelidir.
Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri; diğer önemli bir sorun, nefret suçları sorunudur. Özellikle Aleviler ve Hıristiyanlar kimi zaman idari ve toplumsal düzeyde ayırımcılık, baskı ve saldırılara maruz kalmaktadır. Bu saldırılar ibadethaneleri, kutsal mekânları, mezarlıkları ve dinî sembolleri hedef alırken sosyal medyada farklı dinî ve etnik gruplara yönelik nefret söylemleri de giderek yaygınlaşmaktadır. Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da saldırılar devam etti. Dersim'de Alevi inancı için en önemli merkezlerden biri kabul edilen Düzgün Baba Mekânı saldırıya uğradı. İstanbul Üsküdar Bağlarbaşı'nda bulunan Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'na yönelik saldırı yapıldı. Benzer örnekler artırılabilir. Türkiye'de yaşayan Yahudi vatandaşlara yönelik nefret söylemi de fiziksel ve sözlü saldırılar da giderek artmaktadır. Geçtiğimiz ay İsrail ve Türkiye vatandaşı olan Klodya Medina Halfon İstanbul'da bir grubun sözlü tacizine ve toplu biçimde hedef göstermesine maruz kaldı. 2025 yılında Avrupa Konseyinin ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan 6'ncı İzleme Raporu Türkiye'de nefret söylemi ve nefret suçlarının giderek arttığını ortaya koymaktadır. Raporda Alevilerin, Hristiyanların, Kürtlerin, mültecilerin, göçmenlerin ve Romanların nefret söylemi ve ayrımcı uygulamaların hedefi olduğu belirtilmektedir. Özellikle siyasetçilerin kullandığı ayrıştırıcı dilin ve medyada yer alan nefret söyleminin toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiği vurgulanmaktadır. Ayrıca, nefret suçlarına karşı mevcut yasal düzenlemelerin yeterince uygulanmadığı ve devlet kurumlarının mağdurları korumakta yetersiz kaldığı da ifade edilmektedir.
Sayın Başkan, Sayın Bakan; Türkiye'de söz konusu saldırılara ve nefret suçlarına karşı alınan yasal önlemler yetersizdir. Mevcut hukuki düzenlemeler de yeterince uygulanmamaktadır. Bu da failleri bu tür saldırılarını sürdürmeleri konusunda cesaretlendirmektedir. Toplumda eşitliğin sağlanması ve toplumsal barışın korunması için nefret suçlarına karşı mücadele edilmelidir. Bunun için yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi, mevcut yasaların uygulanması ve faillerin yargı önüne çıkarılması gerekmektedir diyorum ve teşekkür ediyorum.